Karina evin tüm odalarını tek tek dolaştı, acaba birşey unutmuş muydu, hayır, herşey yerli yerindeydi. Bırakılması gerektiği gibi. Çantasını alıp çıkıp gidenlere, bunu nasıl yaptıklarına şaşarak bakardı eskiden. Ama şimdi kendisi aynı durumdaydı, istediğinden değil, öyle olması gerektiğinden.
Ne hayaller ile gelmişti bu kasabaya, yağışlı, karamsar havasına, sıkıcı, soğuk insanlarına rağmen. Çünkü onun bir amacı vardı, daha doğrusu hayal ettiği bir yaşam. Yine hayaller diyordu işte, halbuki onlar sadece düşkırıklıklarını arttırıyordu. Artık inanmak istemiyordu hayallere, anı ve günü yaşamak, kötü veya iyi yaşamın ona getirdiklerini karşılamak, gerçekci olmak gerektiğine karar vermişti. Belki yıllardır döktüğü gözyaşları böyle dinerdi. Belki doğru olan buydu.
Başkalaşmıştı bu kasabada, eskiden ne ise tersini yapmış, zıttı olmuştu. Yıllardır istediği bu muydu, öyle olduğunu düşünmüştü, ama şimdi bunun doğru olup olmadığını bile düşünmek istemiyordu, sadece kaderini yaşamak istiyordu.